Lütfen Flash Plugini Yükleyin
ANA SAYFA
LAİKLİK-KÖLELİK-TÜRBAN 14.06.2007  align=

LAİKLİK-KÖLELİK-TÜRBAN 14.06.2007 

Laiklik din ve vicdan özgürlüğümü?...
Ortaçağda Hıristiyan papazları kendi açılarından ; Dinimin gereği engizisyon mahkemeleri kurup insanları hatta kralları yargılama özgürlüğümü kimseye veremem. İstediğimi Dinden çıkarma yani aforoz etme hürriyetimi tartışmam bile. Cennetin anahtarını serbestçe satma hürriyeti ancak bana aittir. Cennetten bölümler satma hürriyeti de ….. Allah adına insanların günahlarını çıkarma hürriyeti de benim hakkımdır, ve insanları takdis ederek dine almakta… Fakat bunlardan daha ileri olarak krallar devlet yetkilileri ; savaşlara, devlet yatırımlarına, vergilere, barış yapmaya bana danışarak karar verebilirler. Dine uygunluk kriterleri bizden sorulur.
Öbür Dünya işleri de , Bu Dünya işleri de….. Allah adına yargılama bizim hak ve hürriyetimizin sınırları içindedir….. Demekteydiler. Buna uygun davranmaktaydılar.
İslamiyet de bunları söyleme ve uygulama hakkı Yüce yaradan tarafından hiç kimseye verilmemiştir. Allah tebligatı yapmıştır. Tebligat yüce kitap Kuran-ı Kerimdir. Tebliğ görevlisi; yüce peygamberimiz , Allah’ın elçisi
Hazreti Muhammet Mustafa’dır. Ruhban sınıf yoktur. Kuran-ı Kerim alimler tarafından meal-en Türkçe’ye çevrilmiştir. Tefsirleri yapılmıştır ( açıklama, yorum )… Dinimizin uygulama ile ilgili her türlü bilgiler İlmihallerde ayrıntılı olarak verilmiş, akla gelebilecek soruların cevapları açıklanmıştır.
Ayrıca gene ibadetlerin teferruatlı açıklamalarına ait bilgileri içeren yayınlar vardır.
Zaten Müslüman; arı gibi bilgi balını, her alim çiçeğinden devşirecektir. Doğru bilgi alma Müslüman’ın sorumluluğudur. Yanlışlara duçar olduğunda da sorumluluğu başkalarına yükleme imkanı yoktur. Cehenneme herkes kendi girecektir. Kuran-ı Kerim, peygamberimizin hadisleri, yaşamı ve sünnetleri, aklın ve fıtratın şaşmaz süzgeci ile ters düşmez.
Avrupa’da ortaçağ Hıristiyan papazlarının aldatma ve zulümlerine karşı özellikle Fransa’da 1789 ihtilali ile kaba güç kullanılarak fonksiyonları, fizikleri ile birlikte doğranmış ve yok edilmiştir. Daha sonra faaliyetlerine din ile sınırlı olmak üzere serbestlik getirilmiştir. O zamanlar insanlar Laikus ( Halk ) ve Klerikus ( Ruhban sınıf – papazlar ) olmak üzere iki sınıf olarak ifade edilirdi. Papazların yetkilerinin kırılması ve Laikus yani halkın bu ruhban sınıfın zulmünden ve baskısından, tahakkümünden devlet yönetiminin de baskı altından kurtulmasına “Laiklik” adı verilmiştir.
İnsanlar dini gereklerini hür iradeleri ile hiçbir baskı altında olmadan, isterlerse yerine getirmeye başladılar. “Diğer bir ifade ile “ Din ve Vicdan Özgürlüklerini ” kazandılar.
Türkiye’de ise İslam’da zaten papaz – ruhban sınıf olmadığından; “ Laik-us yani Halk ” zaten tahakküm ve baskı altında değildi.Yani “ Din bilginleri halkı aydınlatır, Her Müslüman kendini bilgi ile donatma çabası içinde olurdu.
Selçuklular ve Osmanlılar zamanında Camilerde cemaatten biri imamlık yapar, cemaat sıra ile Caminin temizlik, aydınlatma, çevre düzenlemesini aralarında yardımlaşma ile yaparlardı. Buna “ Hademe-i Hayrat” sistemi denirdi. Bilhassa şehirlerde ve büyük yerleşim alanlarındaki bu uygulama, kırsal hayatta zayıftı. Buralarda İslam Ahlakı, ibadetlerin biraz daha önündedir.
İslam zaten kolaylık dini olduğundan, toplum rahattı. Velhasıl tahakküm sınıfı olmadığından sadece halk vardı, Laik-us vardı. Ruhban sınıfı olmadığı için İslam zaten Laiktir.
Dini konularda çalışan ilim adamları, tercüme, açıklama ve yorum yapabilirler. Her fert düşüncelerini iyi niyetle ifade edebilir. Yanılma payları hoş karşılanmalıdır.
Hiçbir fert ; dokunulamaz fıtrat (yaratılış) ve ilahi hürriyetini ( irade-i cüzi ) hiçbir şahsın kurumun veya yaratılmışın vesayetine terk edemez(vesayet altına girenin,aklı ve şuuru yok demektir.Aklı olmayanın zaten dinide olmaz).Bazı aklı evvellerin,müslümana di
ni dayatmaları,aslında çürük beyinlerinde oluşturduklarını din ve islam diye dayatmalarıdır.
Allah ile kulu arasındaki hesaplaşmaya; başka hiçbir kişi veya kurum müdahil olamaz. Bu hesaplaşma ile ilgili tüm safhalarda taraf ve görevli olma niyeti ve icraatı içinde olanlar, yüce Rabbimizce zulüm erbabı olarak nitelendirilmişlerdir ve şirk içindedirler. İrşat, düzeltme ve rehber olma fonksiyonlarını icra etmek isteyenlerin esas niyetleri; Müslümanları etki altına alarak yanlış bilgilerle vesayet altına alıp, oyunu, malını, namusunu, çocuğunu almak olabilir. Böyleleri; yuttuklarının Cehennem ateşi ve öbür alemde yerlerinin cehennem olduğunu gayet iyi bilirler.(Tırmızi-hadis).
Allahtan ve resulü Peygamber efendimizin fevkinde iyi ve doğruları ifade ettiklerini sananlar ancak gafillerdir. Bunlar Papazlara Hahamlara ikamedirler…..
Halka tebeşir sattırıp, geri ödememe niyetiyle mal ve paralarını toplayıp iş ve holding kuranlar, Halkın oylarını din, iman, Allah, kitap, Peygamber deyip alarak mevki ve menfaat sağlayanlarda bu kabil sınıftandırlar. Yani papaza ikamedirler ( İslamda mevcut olmayan papaz gibi fonksiyon icra edip maddi manevi çıkar peşinde koşarlar, öbür alem cennet cehennem umurlarında değildir.) bunların yuttukları cehennem ateşi, öbür alemde yerleri cehennemdir.


*****


Tüm insanlığın ortak iyilik anlayışına uygun; sayı ve evsaf olarak sınırsız iyilikleri oluşturup insanlığa ve halka sunmak, İslam şeraitinin gereğidir.
Tüm insanlığın kötü kabul ettiği her şeyde İslam şeriatına aykırıdır.


*****


Hiçbir fert veya grup; Allah adına insanları ve coğrafyaları yönetme hakkının Allah tarafından kendilerine verildiğini iddia edemez.
İnsanlar devlet oluşturup kendilerine hizmet edecekleri kendileri seçerler. Yüce Rabbimiz insanlara bu hakkı vermiştir. İslamiyet’te Allah’tan başkasına kulluk etmek yoktur. Kölelik yasaklanmıştır. Bütün insanlar eşittir. Erkeklerin kadınlara köle gibi davranmaları kadınlarında rızklarını kazanamadıkları taktirde ve fiziki olarak erkeklerden zayıf olmaları sebebi ile köle muamelesine razı olmaları batıldır.
Tesettür; ayıp yerlerin örtünmesi(erkeklerin başı ayıp yer sayılmıyorsa,kadınların baş kısmıda ayıp yer sayılamaz ), sıcak ve soğuktan korunma ve güzel görünmek için kadınlara ayetlerde tarif edilmiştir.
Allah’ın vermediği yetkiyi kullanıp, türban simgesini dünya çapında organizasyonlarla oluşturup, kadınlara dayatma zulmünün ortakları, papaza ikame olduklarının farkında değillerse gafil; farkında iseler din-i İslam’a hainlik etmektedirler.
Toplumun, en aklı başında insanları olarak gördükleri bazıları , köle durumuna gelmiş kadınlara baş örtüsü takma hürriyetlerini ( köle olma hürriyetlerini) kazanmalarında destek olabilmektedirler.
Tunus Devleti kadınlara türban dayatmalarının “ kadınlara köleliği dayatma” olduğunu açıklayarak, temelden bu şekilde örtünmeyi yasaklamışlardır.
Bizde “ eski Diyanet İşleri Başkanı” kendisi türban takarak kadınların duygularını ve varsa rahatsızlıklarını anlamaya çalışmıştır. Çünkü eğer bu bir kadın için eziyetse, Allah’ın emri olduğunu söylemek mümkün değildir.
Çünkü yüzlerce yıllık Türk anlayışında alimlerin de kabul ettiği gibi; “ İslamiyet’in olduğu yerde zulüm yoktur.
Bir yerde zulüm varsa, orada İslamiyet yoktur…..
Devlette insanlar kendilerine hizmet edecek olanları seçerler, Görevler oluştururlar, Kurumlar yapılandırılır, Hukuk oluşturulur.
Bu çalışmalar sayısız sonsuzlukta iyiliklerin gerçekleştirilmesi için olduğundan temel de İslam-i dir.
Bu yüzden; artık kamuda devleti yönetenler İslam’a atıfta bulunamazlar.
Böyle davranışlar “ Dinin İstismarı” ve siyasete alet edilmesi anlamına gelir. İslamiyet’e ve Laikliğe aykırıdır.
Dolayısı ile artık hiç kimse devlette tenkidi, dine atıfta bulunarak yapamaz. Cumhurbaşkanı dindar olmalı, bizim partiye oy vermeyenler patates dinindendirler, zafer inananların olacaktır tavrı “ papazlık” tavrıdır.
Allah adına yargılama peygamberimiz dahil hiç kimseye verilmemiştir. Bu şirktir. İslam adına hiç kimse Çin’den alınan ilime, İsviçre den alınan hukuk ilmine, Amerika’dan alınan jet teknolojisine, Fransa’dan alınan ilaca İslam dışı damgasını vuramaz…..
Dinimizde iyi olan her şey haktır, kötü olan her şey batıldır. Diğer semavi dinler de iyilikleri sunar, kötülükleri reddeder.
Müslümanlıkta ruhban sınıf olmadığından Ulu önder Atatürk; yetkisizler tarafından insanların ve Türk toplumunun, aldatılmalarını önlemek, doğruların halka sunulması amacıyla, Diyanet Kurumunu oluşturmuş ve teşkilatlandırmıştır.
Bu kurumdan kara seslerde çıkabilmektedir, Nurcu müftüler ve imamlarda…..
Fakat fonksiyonları doğru tespit edildiğinden, Laik Hukuk devletinin vazgeçilmez önemde bir kurumudur.
İnanç ve vicdan hürriyetinden söz edenler; Laik devlette fert olarak her Müslüman’ın din ve vicdan hürriyetine sahip olduklarını biliyorlar.
Fakat ben kafamdaki düşüncelere göre cemaat oluşturayım, Müslümanları vesayet altına alayım niyet ve fiilleri, ruhbanlığa ikamedir. Ferdi din ve vicdan hürriyetine sahip bir şahıs; falan cemaatin şeyhinin müridi olmak ister ve onlar gibi inanmak, onları örenmek isterse ne olacak sorularının net cevabı “ Nalbant’ın ” apandist ameliyatı yapmasını yasaklamaktır.
Türkiyede de bu kanunlarla, yasaktır.
Diğer çareler ; böyleleri köy köy, ev ev dolaşırken Devletin tüm organları ile, partilerimiz , sivil toplum örgütlerimiz, üniversitelerimizin her alanda ve konuda insanların yanı başında olmasıdır.
İstismarlara Hukuk karşı duracak, Türk eğitim sistemi karşı duracak, partiler karşı duracak, diyanet kurumu dinin doğrularını öğrenmelerinde halka öğretmenlik ve rehberlik edecektir.
İnsanlarımız aldatılma isteklerine karşı sağlam durma yeteneklerine kavuşturulacaklardır.
Burada dikkat edilecek en önemli husus ; içimizden bazıları cemaat oluşturup, kendi kafalarındakini din diye sunmalarının yanında; dış bağlantılarla fesat felsefe ve düşüncelerin ülkemizde taşaronluğunu ve işbirlikçiliğini de yapıyorlar mı? ………

*****

Çeşitli İslam ülkelerinde, mutlakiyet veya mutlakiyet yarı tadında idari rejimlerle yönetilen halkların tavırlarını, kabullerini, anlayışlarını bire bir Türkiye’de uygulama isteklerinin bulunduğunu, aklı başında herkes biliyor.
Talibandan, İBDAC ye, İhvan-ül Müslümin Cemaatinden, Hizbullaha, İslam-i Cihada kadar daha bir sürü anlayış ve görüşe; “Türkiye’de İslamı Hakim kılacağız” Sloganıyla imanını açıklayan cemaatler gibi, siyasi partileride gördük….. Gümbür gümbür geliyoruz. Kanlı ve kansız, ama mutlaka…..
Aynı geri kalmış Müslüman ülkelerdeki görüntü ve anlayışları; bahis mevzu cemaatler ve malüm partiler Türkiye’de erkek müritleri ve mürit kadınları vasıtası ile topluma yaymaya çalıştılar….. ve çalışmaktalar…..
Kadını çarşafa sokma, türban bağlatma, çalıştırmama, korkutma, dövme, açlıkla korkutma, cahil bırakma, Kadın yüzüne kezzap atma, intihar süsü vererek öldürme, aç bırakma, evden çıkarmama, istediği ile evlendirmeme, istemediği ile evlendirme, gelin esareti gibi anlayış ve fiilleri toplumumuza İslam diye sunuyorlar. Bu anlayışların kitlelere yayılması için devletin her kurumunu eğitimden adalete, Mülkiyeden güvenliğe, belediyelere ve Diyanete kadar ele geçirme uğraşı içindeler.
En önde gelenlerinden biri; biz bu amaca başımızı koyduk diyor.
Kadınlara yapılanların zulüm olduğunun, hala farkına varacak kadar bile akılları başlarında değil…..
Bunların içinden “İsa Peygamber” yürüdü geldi. Hatırlayalım….. Dini hezeyanlar yoğun şekilde sürüyor…

*****

Şimdi dışarıdan devşirilmeye ve Türkiye’de hakim kılınmak istenen anlayış ve ifadelerden örneklere bakalım;
- “Müslüman bir ferdin, bu inancını, dini, Dünyası ve devleti ile hayatının tüm alanlarında yaşayabilmesi için, Müslüman bir devlet kurup oluşturacak ve bu çalışmaya yüklenecek bir önderliğin oluşturulması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Irkçı devlet anlayışı batmıştır. Çünkü ırkçı devlet hakimiyetinin kaynağı olarak insanları kabul eder ve onları sistemin amacı olarak görür böyle bir devlet cahiliye devletidir.” İnsanları kanun koyucu ve kanunları uygulama bağlamında hakimiyetin kaynağı olarak kabul etmek, Seyyit kutup ve mevdudi’nin düşüncesinde cahiliye olarak görülür. Çünkü bu, insanın yeryüzünde Allah’ın halifesi olduğu inancına aykırıdır ve insanı gerçek bir malik ve hakim yerine koymaktır. İnsan yeryüzünde Allah’ın halifesidir. Bunun gereği olarak da o yalnızca Allah’ın vekilidir. Yeryüzünü imar etmek ve yeryüzünde Allah’ın şeriatına uygun olarak kendi toplumunu oluşturmakla yükümlüdür. O, ne yeryüzünün gerçek hakimi nede nimetlerin asıl sahibidir. Aksine o, halef konumunda bir vekildir. İşte bundan başka şeyler üzerine kurulan bütün sistemler cahiliyedir.
Seyyit kutup cahiliyeyi, tamamen İslam’ın ortaya çıktığı gündeki gibi genel bir cahiliye olarak görür. Öyleyse İslam’ın ilk gündeki takip ettiği metoda uymaktan başka çıkar yol yoktur. “Gerçek İslam’a” fıtrata dönülmesi, islamı bir inanç ve metod olarak temsil eden ve İslam toplumunun nüvesini oluşturacak gerçek bir Müslüman önder grubun oluşturulması zorunludur. Bu Müslüman grup , cahiliyeye yönelmiş toplum içersinde islamı yayacak, önce peygamber (S.A.V.) in Mekke dönemi olarak yaşadığı birinci inanç ve kültür dönemini gerçekleştirecek, arkasından İslam-i Cihat ile evrenselleştirerek islamı devletini kurmak üzere ikinci, Medine dönemine geçecektir.
Hicret de en yalın anlamı ile, İslam olgusu dışındaki her şeyden yüz çevirmektir.
Öyleyse hicretin anlamı, İslam dışı her şeyden İslam’a, yani fıtrat’a dönmektir. Bu anlamı ile hicret, aslını, fıtratını, İslamı inkar eden toplumun protesto için Müslüman’ın aldığı yüz çevirme kararı olmaktadır. Böylece “Darül İslam’a” dönülmüş olacaktır.
Mısırda Salih Seriyye’nin “İman Risalesi”
• İslam devletini kurmanın yolu cihattır.
• Kafirler ve kafir rejimlerle uzlaşma ve dostluk caiz değildir. Bunlarla uzlaşan ve dostluk ilişkisine giren kafirdir.
• İslam devletini kurmak üzere ayaklananlara karşı kafir bir hükümeti savunurken ölen kimsede kafirdir. Ancak buna zorlanmış olanlar niyetlerine tabidirler.
• İslam-i olmayan bir partiye katılanlar kafirdir. Aynı şekilde masonluk gibi uluslar arası cemiyete katılan veya varoluşçuluk (Eksistansiyalizm) yada pragmatizm gibi İslam’a muhalif felsefeye inananlar da kafirdir.
• Yönetimin kafir, toplumun “ cahiliye toplumu” ve ülkenin “ darülharp” olduğuna hükmedilmiştir (Mısır devleti için)…
• İslam-i bir parti çalışması yapmak, seçimlere katılmak, parlamentoya girmek, bakanlıklara iştirak etmek ancak, bu yolla yönetimi ele geçirmek ve devleti, İslam-i bir devlete dönüştürmek amacı ile caizdir.
• Müslüman’ın çeşitli devlet dairelerine girmesi, İslam cemaatinin emri ile ve cemaat adına yönetimi ele geçirmek veya cemaatin karşılaştığı güçlükleri hafifletmek, yada herhangi bir yolla cemaate yarar sağlamak amacıyla caizdir. Hatta Müslüman bu düşünceyle olduktan sonra, kafir bir yönetim içinde bakan bile olabilir.
• Kafir devletin İslam’a karşı koymuş olduğu hükümlerini infaz eden herkes kafirdir. İslam-i, sosyalist, kavmiyetçi be kominist seçeneklerle karşı karşıya gelindiğinde İslam-i olmayanı seçen kişi kafir olur.
• Dini siyasete karıştırdıkları suçlaması ile İslam davetçileri ile mücadele edenler kafirdirler. Çünkü İslam’ın hayata bir boyutunu tahsis etmiş, diğer boyutlarını inkar etmiş olurlar.
• Dini, gericilik ve gericilikle itham edip, İslam’ın hükümlerine karşı çıkanlar kafirdirler. Aynı şekilde Allah’ın hükümlerinden herhangi birisine karşı çıkanlar ve ondan hoşnut olmayanlar, İslam’a karşı çıkıp onu gelişen hayat pratiklerinin gerisinde olmakla itham edenler, bizzat İslam’ın kendisinden rahatsızlık duyanlardır ve bütün bunlar kafirdirler.
• Ferdi çekilme ile toplu çekilme arasında fark vardır. Yani İslam’ın rükünlerinden bir rüknü toplu olarak terk etmek küfürdür…
• Devletin İslam’a muhalif olan bütün kanunları küfür kanunlarıdır. Dolayısı ile bunları hazırlayan ve hazırlanmasına katkıda bulunan yada bunlara bağlayıcılık gücü kazandıran herkes kafirdir. Aynı şekilde bunları itiraz veya inkar etmeksizin uygulayanlarda kafirdirler.
• Bayrağa veya meçhul asker anıtına karşı saygı duruşunda (tahiyyat) bulunmak ve cumhuriyet selamı, cahiliye adetlerindendir ve şirk suretindedir.


*****

• Mısırda Abddüsselam Farcac’ın 1970’lerdeki görüşleri (1979 da islami cihad haraketini oluşturdu) :
• İslam devletini kurmak ve İslam hilafetini yeniden diriltip ayağa kaldırmak gerekir.
Çağdaş düşünce özellikle Mısırda hakim olduğu şekli ile yeryüzünün tağutlarının düşüncelerini temsil etmektedir.
• İslam-i cemiyetlere tavsiyesi; Allah cennecelalihü “ onlarla savaşın ki, Allah onları sizin elinizle azaplandırsın ve rezil etsin, ve size onlara karşı zafer versin.”
• Aynı amaçla da olsa başka oluşumlar yaratanlar, Allah’ın hükümleri dışında hüküm koyanlarla aynı görüşleri paylaşan ve aynı grup içersinde yer alan kimselerdir.
• Hicret edip, güçlendikten sonra dönüp savaşarak İslam devletini kuracaklarını düşünenler ise; İslam devletini kurma yolunu çoktan kaybetmişlerdir.
• Böyle davrananlar ile, İslam’ı iyi huyluluk, takva, ibadet ve kurban kesme sınırlarına indirgeyip, siyasetle uğraşılmasın diyenlere; cihad siyasi bir çalışmadır. İslam’da İbadet’in zirvesidir. Aksini düşünenler cahildir.
• İslam devletini kurmaktan geri duranlar, Allah’ın yüklediği mesuliyeti yerine getirmiyorlar. Böylece İslam’ın cazibesini idraktan yoksun kalıyorlar.
• İslam devletini kurmaya çalışmak Allah’ın emrini yerine getirmektir. Allah bizden hiçbir zaman herhangi bir netice istemez.
Görüşleri “ Gaip Fariza ” kitabında şöyle devam ediyor.
• Yapılacak iş İslam devletini kurmak ve İslam hilafetini yeniden diriltip ayağa kaldırmaktır. Çağdaş düşünce, özellikle de Mısırda hakim olduğu şekli ile yeryüzünün tağutlarının düşüncelerini temsil etmektedir. Bu güçler kılıç gücünden başka bir güçle ortadan kaldırılamazlar. Resulullah (a.s)’da önceliği, İslam devletini kurmak Allah’ın emirlerinden bir emirdir. Her Müslüman’ın üzerine bu emri yerine getirmek için bütün gücünü sarfetmesi farzdır. Yeryüzünde Allah’ın şeriatına gerçekleştirmek her Müslüman’ın üzerine farzdır.
Allah’ın hükümleri Müslümanların üzerine farzdır. İslam devletini kurmak Müslümanların üzerine farzdır. Çünkü farzın ancak kendisi ile tamamlandığı şey de farzdır. İslam devleti de savaşsız kurulamaz.
Şu anda Müslümanların üzerinde uygulanan hükümler küfür hükümleridir. Bunlar kafirlerin Müslümanlar üzerine koydukları kanunlardır.
Çağdaş yöneticiler İslam milletinden çıkış (küfür) kapılarını olabildiğince çeşitlendirmişler ve böylece görünüşte birbirine benzemeyen fakat asılları bir olan çeşitli küfür tarzları ortaya çıkmıştır. Bu yollardan herhangi biri üzerinde olanlar, diğerleri ile birdirler.
Asrımız yöneticileri İslam’dan dönmüş Siyonist ve kominist haçlı emperyalizmine bağlanmışlardır. Her ne kadar namazda kılsalar, oruç da tutsalar her fırsatta Müslüman olduklarını iddia etseler onlar Müslümanlıktan yana isimlerinden başka bir şey taşımamaktadırlar.


*****


Gene Mısırda Abbud Zümer; bu ülkede de İran İslam cumhuriyetine benzer bir İslam devleti için hümeyniyi örnek almayı savunur. Strateji ise “ silahlı halk devrimidir. ”


Görüldüğü gibi bazılarına, Allah’ın eşit kulları olmak yetmemektedir.
Baskıcı rejimlere karşı halkın demokratik ayaklanması kadar doğal bir davranış olamaz. Mısırda ayaklananlar ve hayatını kaybedenler rahmetle anılmalıdır. Despot rejimlerin kabulü mümkün değildir.
Fakat kendi kafasındakileri İslamiyet ile karıştırıp, tüm Müslümanlara sunma, kabullenmeyenleri “ kafir” nitelemeleri, Müslüman toplumları; hicret ve içe kapanma tavsiyeleri ile geri bırakma, kadınlara zulüm fiillerini, İslam’ın gereği ve Allah’ın emri gibi sunmaları, hür ve eşit Müslümanları; böylece “ İslamiyet’i hakim kılma” gerekçesi ile bazılarının şiddet ve baskısına açık hale gelmesini sağlamaya çalışmaları tam bir gaflettir.
Türkiye deki fikirdaşları El Ezher etkisi ile; İslam devleti atfıyla; örnek olarak “ namaz kılmayanlar Hanefi mezhebinde iseler kan akıtılana kadar dövülecekler ve akılları başlarına gelene kadar kapalı yerde tutulacaklar, şafi mezhebinden olanlar öldürülecek” diyebilmektedirler.

*****


Peygamber efendimiz yolda rastladığı bir sahabeye. “ uzun süredir seni mescitte göremiyorum. Bir rahatsızlığın mı var “ diye sorar. Mahcup olan adam kızarır bozarır. Peygamberimiz üstelemez. Adam uzaklaşır.
Bir süre sonra yüce Rabbimizden bir mesaj gelir. Meal-en “ Senin görevin sadece benim kelamımı insanlara ulaştırmaktır. Biz istemeden bir ağaç yaprağı kımıldamaz.
Biz isteseydik insanlar başlarını secdeden kaldıramazlardı…..
Bir bisiklet parasına; üzeri karalanmış kağıdı bir şişe suyun içine atarak, suyunu içirdiler Müslüman’a….. ve dünya malı edindiler. Memurun bir maaşı karşılığı kısmetini açtılar…..
Neler söylediler ki; topladıkları paralarla Müslüman’ın, Kervansaray yaptılar, villalar satın aldılar….. Kızlarına Mercedesler aldılar…..
Bazılarına bunlarda yetmedi. İslamiyet’i Türkiye’de hakim kılacağız. Güçlü olmak sanayi ile olur dediler…..
Haklarını bir daha vermemek üzere Müslüman’ı soyup soğana çevirdiler, Holdingler kurdular….. Din iman dediler, Müslüman’ın namusuna musallat oldular…..
Türkiye’de öbür din mensubu Ortodoks Hıristiyan Rum patriği; siyasi aymazları iyice uyuttu….. Sadece cemaatine din hizmeti ile görevli iken, devlet fonksiyonları icra etmeye soyundu laik Türk devleti içinde….. Dünya Hıristiyan devletleri, Türkiye’nin Laik devlet olduğunu hiçe saydılar. Patriği devlet başkanı gibi görmeye başladılar…..
Sen İsa olup yürür gelirsen; ben de Mevlana olarak yürür gelirim dedi bir kadın… Yazdıklarım semavi din kitaplarının kaynağındandır dedi. Evren allahı dedi, Dünya Allahını ayrı tarif etti….. İdari Evren konseyi talimatlarını, görevli dünyalılara dağıttırmakta…..Evren Allahı,Dünya Allahı kavramları ile Allah üretmekte,kafakola alınan ülkemizdeki dünya görevlisi çiçek yaprağı insanlarımız,büyülenmiş bir vaziyette herşeyi ve her emri kabullenmiş,gelecek görev ve emirleride peşinen kabullenmiş bir görüntü vermekteler. Altı yapraklı çiçekler açtırmakta bayan….. çiçeklerin her yaprağı bir görevli ve her görevli yeni bir çiçek oluşturacak….. Anadolu çalışmalarında saadet zinciri çiçekler çoğalmakta…
Umulmadık kimseler, çiçek yapraklarına dönüşmüş….. Herkes vesayet altına alınmakta….. Bir talimat gelse büyük kurtarıcının ( HZ İSA )dinine geçilecek diye, bunların, gık demeden tümü İsa dinine geçiverecekler…..


T.C. KÜLTÜR BAKANLIĞI : Kod No : B.16.0. KGM. 0.63.00.03/ 6063709
ISBN : 975-95053-0-4 bilgisini vererek, Bakanlık müsaadesini belirtiyorlar…..



*****


Köylü kavrulmuş, bezmiş….. İşsiz yılmış, bıkmış, perişan….. Esnaf iş yapar görünmekte ele güne karşı, kendini yeyip bitirmekte….. Asgari ücretin altında sigortasız çalışanlar gırla….. Emekliler onun külahını ona….. Genç nesil bu ortamda harcanıyor…..
…..Kadınların topu zulmette….. İçlerinden çıkan uyanıklar, bu halkın sırtında…..


Faruk ERTUNÇ
14.06.2007



Son güncelleme: 9.11.2008 | Sayfa Gösterimi: 1520

GAZETELER

Akşam
Bilgisayar
Cumhuriyet
Fanatik
Güneş
Hürriyet
Milliyet
Radikal
Resmi Gazete
Sabah
Star
Turkish Dailynews
Türkiye Gazetesi
Yeni Asır
Yenibinyıl

İsminiz:
E-mail:
Konu:
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodunu Göremiyorsanız Sayfayı Yenileyiniz...
Mesajınız  

 

ANA SAYFA >> LAİKLİK-KÖLELİK-TÜRBAN 14.06.2007
 Telefon : 0.242.244 64 60  Cep Tel: 0.536.230 43 46
 E-Mail  : farukertunc@mynet.com

Site Haritası