Lütfen Flash Plugini Yükleyin
ANA SAYFA
TÜRKÜN KİMSEYE KÜSME LÜKSÜ YOKTUR (2)  align=

TÜRKÜN KİMSEYE KÜSME LÜKSÜ YOKTUR (2) 

TÜRK DEVLETLERİ


imparatorluklar:
1- İskit -Saka İmparatorluğu (M.Ö.6.Asır - M.S.2. asır).
2- Büyük Hun İmparatorluğu (M.Ö.4.asır - M.S. 48).
3- Batı Avrupa Hun İmparatorluğu (374 - 469 )
4- Akhun (Eftalit)İmparatorluğu (M.Ö, 4.asır sonları - 577 ).
5- Göktürk İmparatorluğu (582 - 630 )
6- Doğu Göktürk İmparatorluğu(582 - 630 )
7- Batı Göktürk İmparatorluğu (582 - 630 )
8- 2.Göktürk İmparatorluğu (681 - 744 )
9- Uygur İmparatorluğu (744 - 840 )
10-Avar İmparatorluğu (6.asır - 805 )
11-Hazar İmparatorluğu (7.asır - 965 )
12-Büyük Selçuklu İmparatorluğu ( 1040 - 1157 )
13-Harzemşahlar İmparatorluğu ( 1097 - 1231
14-Timur İmparatorluğu (1370 - 1405 )
15-Babür İmparatorluğu ( 1526 - 1858 )
16-Osmanlı İmparatorluğu ( 1299 - 1922 )

DEVLETLER:

17-Kuzey Hun Devleti (48 - 156 )
18-Güney Hun Devleti (48 - 216 )
19-1.Chao Hun Devleti (304 - 329 )
20-2.Chao Hun Devleti (328 - 352 )
21-Hsia Hun Devleti (407 - 431 )
22-Kuzey Lisag Hun Devleti (401 - 439 )
23-Lou - İan Hun Devleti (442 - 460 )
24-Tabgaç Devleti (386 - 557 )
25-Doğu Tabgaç Devleti (534 - 557 )
26-Batı Tabgaç Devleti (534 - 557 )
27-Cücen Devleti (390 -545)
28-Tukyu Devleti (545 - 658 )
29-Kuşhan Devleti ( 4.asır - 5.asır )
30-Turfan Uygur Devleti (911 - 1368 )
31-Şato Türk Devleti (907 - 923 )
32-Tang Şato Devleti (923 - 936 )
33-Tsin Şato Devleti (937 - 946 )
34-Kan - Çou Uygur Devleti 905 - 1226 )
35-Türgeş Devleti (717 - 766 )
36-Karluk Devleti (766 - 1215 )
37-Kırkız Devleti (840 - 1207 )
38-Sabar Devleti (5.asır - 7.asır )
39-Onogur Devleti (5.asır - 6.asır )
40-Tugurkur Devleti (5.asır - 6.asır )
41-Uturgur Devleti (5.asır - 6.asır )
42-Basaraba Türk Devleti (Romen Devletinin başlangıcı - 1330 )
43-Karahanlılar Devleti (840 - 1042 )
44-Doğu Karahanlı Devleti (1042 - 1211 )
45-Batı Karahanlı Devleti (1042 - 1212 )
46-Oğuz,Yabgu Devleti ( 10.asırın ilk yarısı - 1000 )
47-Gazneliler Devleti (969 - 1187 )
48-Suriye Selçuklu Devleti (969 - 1187 )
49-Kirman Selçuklu Devleti ( 1092 - 1187 )
50-Anadolu Selçuklu Devleti (1157 - 1194 )
51-Irak Selçuklu Devleti (1157 - 1194 )
52-Eyubi Devleti (1171 - 1348 )
53-Hindistan Türk Devleti (Delhi Türk Sultanlığı 1206 - 1413 )
54-Mısır Türk Devleti ( 1250 - 1383 )
55-Karakoyunlu Devleti (1380 - 1469 )
56-Akkoyunlu Devleti (1350 - 1502 )
57-Timurlular Devleti (1405 - 1507 )

BEYLİKLER :

58-Uygur Beyliği (8.asır )
59-Karluk Beyliği (13.asır )
60-Tolunlular Beyliği (868 - 1417 )
61-Akşitliler Beyliği (935 - 969 )
62-İzmirliler Beyliği (10.asır )
63-Dilmaçoğulları Beyliği (1085 - 1192 )
64-Danişmentli Beyliği (1092 -1178 )
65-Saltuklu Beyliği (1092 - 1202 )
66-Sökmenliler Beyliği (1100 - 1207 )
67-Artuklu Beyliği (1101 -1409 )
68-Mengücük Beyliği (1118 - 1183 )
69-Erbil Beyliği (1146 - 1232 )
70-Çobanoğulları Beyliği ( 1227 - 1309 )
71-Karaman Beyliği ( 1256 - 1433 )
72-İnanç Beyliği (1261 - 1368 )
73-Sahip Ata Beyliği (1275 - 1341)
74-Pervane Beyliği (1277 - 1322 )
75-Menteşe Beyliği (1280 - 1424 )
76-Çandarlı Beyliği (1292 - 1462 )
77-Karesi Beyliği (1297 - 1360 )
78-Germiyan Beyliği (1300 - 1429 )
79-Hamit Beyliği ( 1301 - 1423)
80- Saruhan Beyliği (1302 - 1410 )
81-Aydın Beyliği (1308 - 1426 )
82-Teke Beyliği (1321 - 1390 )
83-Eretna Beyliği (1335 - 1381 )
84-Dulkadir Beyliği (1339 - 1521)
85-Ramazan Beyliği (1352 - 1608 )
86-Dobruca Beyliği (1354 - 1417 )
87-Kadı Burhanettin Beyliği (1381 - 1398 )
88-Eşref Beyliği (1300 - 1326 )
89-Bercem Beyliği (12.asır)
90-Yaruklular Beyliği (12.asır )


ATABEYLİKLER :

91-Şam Atabeyliği (1117 - 1154 )
92-Musul-Halep Atabeyliği (1127 - 1259 )
93-Azerbaycan Atabeyliği (1146 - 1225 )
94-Fars Atabeyliği ( 1147 - 1284 )

HANLIKLAR:

95-Büyük Bulgar Hanlığı (630 - 665 )
96-Volga Bulgar Hanlığı (665 - 1391 )
97-Tuna Bulgar Hanlığı ( 681 - 864 )
98-Peçenek Hanlığı (860 -1091 )
99-Uz Hanlığı (860 - 1068 )
100-Kuman-Kıpçak Hanlığı (9.asır - 13.asır )
101-Özbek Hanlığı (1428 -1599 )
102-Kazan Hanlığı (1437 - 1552 )
103-Kırım Hanlığı (1440 - 1475 )
104-Kasım Hanlığı (1445 - 1552 )
105-Astrahan Hanlığı (1466 -1554 )
106-Hive Hanlığı (1510 - 1920 )
107-Sibir Hanlığı (1556 - 1600 )
108-Buhara Hanlığı (1599 - 1785 )
109-Kaşgar Hanlığı (15.asır - 1877 )
110-Hokand Hanlığı (1710 - 1876 )
111-Türkmen Hanlığı (1860 - 1885 )


CUMHURİYETLER :

112- Azerbaycan Cumhuriyeti ( 1918 - 1920 )
113-Batı Trakya Türk Cumhuriyeti (ilk kuruluş 31.8.1913, ikinci kuruluş 1915-1917 ,
üçüncü kuruluş 1920 -1923 )
114-Türkiye cumhuriyeti (1923 )
115-Hatay Cumhuriyeti (1938 - 1939 )
116-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (1983 )
117-Kazak Türk Cumhuriyeti ( 1990)
118-Özbekistan Türk Cumhuriyeti (1990 )
119-Kırgızistan Türk Cumhuriyeti (1990 )
120-Türkmenistan Türk Cumhuriyeti (1990 )
121-Azerbaycan Türk Cumhuriyeti (1990 )


Anadolu ile ilgili değişik bir yorum getirmesi yönü ile,Halikarnas Balıkçısının
(Cevat Şakir Kabaağaçlı ) "Anadolunun Sesi " Kitabından bazı paragrafları aşağıda veriyorum.Daha çok Türk ve Yunan milletlerinin,çok yönlü inceleme ve karşılaştırmalarını yapan yazarın görüşleri ilgi çekicidir.
Anadolu yada Türkiye,çok değişik safhalar gösteren upuzun tarihinde ancak dokuz yüzyıldan beridir ki ,tam bir etkin bütünlüğe ve bir birliğe kavuşmuştur.
İsa'dan 2000 yıl önce koca Hitit,ondan sonra Frig ,Lidya,Pers ,Büyük İskender,Bergama,
Roma ve Bizans İmparatorlukları bile Anadoluda bir birlik sağlıyamamışlardı.Etnik ve kültürel bakımdan Türkiye, doğal olarak Milli Misak sınırları içindedir.Çünkü,şimdi Türkiye
Anadolu da ister geri densin,ister ileri,etnik ve kültürel bir bütün ve bir realitedir.
Türkiyenin ve Türkiyelilerin (ki bunlara kısaca Türk deniliyor) tarihi türkiyede gelmiş,geçmiş
koşullarca etkilenmiş, ve o koşulları etkilemiş bütün etnik ve kültürel varlıkların tarihidir.
Bu tarihte ;Anadolunun tarih öncesi geçmişinden göbekbağı kesilerek dipdiri ele alınır.
Türkiye tarihini Selçuk yada Osmanlı İmparatorluğundan,şu sultan,bu sultandan başlatmak,onu göbekbağından değil, belinden sepetlemesine kesmektir.Türkiye tarihini
kendi doğal ayakları üzerine dikmek gerekir.
İnsan denilen yaratık,günümüzün insanı olarak,yani Rodin'in "Düşünen Adam" 'ı olarak
Orta Asyada bir yerde gelişmiş ve orada türeyip,üremiştir.Son buz çağından sonra
ilkel insanoğlunun anayurdu kuruyup,çöl olunca,insanoğlu göç zorunda kalmıştır.
Göçe zorlayan nedenlerin arasında "erezyon"dan başka depremler,birde nüfusun yoğun-
laşması ile komşuların talan ve saldırıları ile itilmeleri olabilir.Bu göçler Türkistan ve Ural-Altay yönlerinden kopar.İnsan sürüleri karışa kaynaşa dört yana,ama özellikle batıya
dağılır.Bu insan kalabalığının karışım ve kaynaşması nedeniyle Sümer uygarlığı gelişir.
Çünki uygarlık öyle bir üründür ki; onun tahumunu salt bu soy,ya da şu soy ekmiş
olamaz.İnsana ait uygarlık hiç bir zaman salt bir soyun tekeli olmamıştır.Hep çeşitlerin
halihamur olmasından gelekoymuştur.Uygarlık katkısız bir soyluluğun sonucu olsaydı,
hiç karışmadan salt hücre bölümü ile üreyen protozonlar ve amipler,hatta erkeğide,
dişiside tek gövdede olan yaratıklar,dünyanın en ileri örgütünü ve uygarlıklarını meydana
getirirlerdi.Gelişimi sağlamak için doğa ayrı bireylerde dişilik ve erkeklik karışımını zorunlu
kılmıştır.Kan karışımı olmasın ve katıksız soyluluk sağlansın diye,kardeşler arasında evlenen Mısırlı Firavunların aileleri,bir kaç kuşak sonra sönüyorlardı.
Demin Orta Asyadan yapılan göçlerden söz edilmişti.Anadolu yarımadasının üç kıta,
Avrupa,Asya,Afrika arasında olması ve Anadolunun öteki yarımadalar gibi (Yunanistan,
İtalya,İspanya ) Kuzeyden ,Güneye sarkmayıp,doğudan batıya yönelmesi,göç eden insan sellerine köprülük etmesine yaramış,ayrıca üç kıtanın ortasında oluşu,üç kıtayı
birbirine bağlamıştır.Bundan başka Anadolunun sanki ateş, mavi çakan sıcak denizlere açık ikibin deniz mili uzunluğunda kıyıları vardır ki,bunlar girip çıkan insan kalabalığına
kapılık etmiştir.Anadolunun bu özellikleri,kan ve soy karışımına başka her yerden ziyade yardım etmiştir.İnsanoğlunun ilk uygarlığı ya da ilk uygarlığı sanılan Sümer kültüründe
Türkistan Türklerinin payı büyüktür.Sümerlerin eski kutsal ilahilerinde Tanrının adı
Türkçedir.
" Lu -Lu nam-mah dingir - rana (insan Tanrısının ululuğu. . . . .)
"Dingir ",Tanrıdır.Ama kimi Türk ırkçıları onca aşırı davranmışlardır ki,sütten ağzı yananın
yoğurdu üflemesi gibi,insan uygarlığındaki Türk etkisini bile ,insan çekine çekine ileri sürüyor. Bu belki doğaldır.Çünkü İndo-Avrupaiciler ve Samiciler,aşırı Türkçülerden pek geri kalmamaktadırlar.UNESKO tarafsız bir insanoğlu tarihi yazdıracakmış.Çok güç,ama
başarırsa,insanoğluna büyük bir hizmette bulunmuş olacak.
Çünkü dünyayı atomik bir bombayla yok etmezlerse,bir tarih gelecekteki dünya birliğine
doğru atılan ilk adım olacaktır.
Tarihten önceki çağlardan beri,başta Anadolu,sonrada Suriye,Filistin;doğudan ve kuzeyden dalga dalga gelen insan salgınına uğramıştır.Etnik akınların çoğu Türkistandan
kopmuş,Kafkas ötesinden,Ermenistan yolu ile Anadoluya,Suriye ve Arabistana hatta Süveyş üzerinden Afrikaya varmıştır.Bu insan selleri Anadolu üzerinden göç ederken son
neferine kadar göçüp gitmemiş,bir kısmı Anadoluda kalmıştır.Batı Anadoluya karışa karışa
gelen halk,Mezopatamya uygarlıklarını Egeye getirir.Ege kıyısı bir körfezler ve burunlar
kargaşalığıdır. Ulu doruklu koca burunlar,denize dalar,çıkar,ada olur.Böylece habire dalıp
giden burunlar,mavilerde inciler gibi dize dize adalar sıralar.Kıyıyı bulan halk,enginin çağrısına dayanamaz,adadan,adaya hoplaya hoplaya Girit'te " Anadolunun ve Dünyanın ilk deniz uygarlığı olan Girit uygarlığını yaratır".Neden?,çünkü toplumları toplumları statikliğe ve statükoculuğa apıştıran ve ittiren görenek ve geleneklerdir.
Ama halkların karışımı, geleneklerin birbirlerine karşıt sivri uçlarını ve keskin köşelerini sürtüm sonucu giderir ve düzeltir.İnsanlar böylece birbirlerine uyarlar.
Yabancıların birbirleri ile evlenmesi de yabancılığı ortadan kaldırır.Doğudan gelen ticari
malların takası,fikir takasınıda geliştirir.Böylece her göç dalgası ve onunla gelen alavera,
toplum yapısını insancıllaştırıp,uygarlığa götürüyordu.Eski Mısırlılar, Anadolunun bu
halkına " Denizin yüreğindeki adalar halkı " diyorlardı.Anadolunun işareti olan çift yüzlü
baltanın (Labris'in) bir yanda Babil ve Asur'da,öte yandan da Giritte bulunması,Girit'in
"Minoen " uygarlığının ; Anadolunun bir yavrusu olduğunu ve "Ex Oriente Lux "
(Işık Doğudan Gelir ) sözünü doğrular.
Şimdi,şöyle böyle tarihsel çağa gelelim.Önyargılı batı araştırmacıları uygarlığın
İndo - Avrupasallardan çıktığını ispat çabası ile,Minoen dilinin Grekçe olduğunu göstermek
istedilerse de,çabaları boşa çıkmıştır.Hitit diline gelince,onun sentaks ve grameri bulundu.
Hitit dili İndo - Avrupasal'dır,(Türkçede Hitit sözleri vardır."Baba " ve " Çocuk " sözleri.
Türkçeleri "Ata " ve " Oğlan " dır .) Hititler Anadoluya yaban (Barbar ) olarak M.Ö.
2000 yılına doğru geldiler.Anadoluda buldukları uygarlığı benimsediler.Hatta Hitit (Hatti)
adı bile,Anadoluda buldukları İndo - Avrupa olmayan bir ulusun adıdır.Geldikleri zaman,
Anadoluda yirmiyi aşkın dil konuşuluyordu.Bunların arasında beş altısını resmi dil seçtiler.
Hititler Tanrılarını,kanunlarını,şiirlerini,fenlerini,yazılarını dolaylarından aldılar.Kızılırmak
dolaylarında Kassit , Harri, Levit, ve Mitani, Kuzeyde saldırıcı Gaskalar ve Kissuvadanalar,
Güneyde ise Arzavalar vardı. Bu ulusların en yakınlarının birleşmesi ile bir derebeyi
imparatorluğu kuruldu.
Minoen Ege uygarlığının ve Hititlerin keşfinden önce yazılan Yunan tarihlerinde,yukarıda geçerayak değindiğimiz gibi Yunanistana karşı beslenen dinsel
sempatiden ötürü,gerçekle ilgili olmayan bir çok şeyler yazılagelmişti.Tarih araştırmacıları,
fen araştırmacıları gibi değildir.Bir kimyager,yada fizikçi, laboratuarındaki denemelerinde
gerçeğe uymayan bir yanlışlık yaparsa, yanlışlığın cezasını zehirlenmek ya da patlama sonucu havaya savrulmakla öder.Tarihçi ise, odasına kapanır ve olayları önyargısına uygun istediği gibi değerlendirir. Minoen ve Hititlerin keşfedilmelerinden önce yazılan tarihlerde ileri sürülen yargılar,tekrarlana tekrarlana okul kitaplarınadek hikmetinden
sual olunmaz kutsal gerçekler değerinde sayıldı. Ama bu iki uygarlığın keşfinden sonra,
bu kutsallaşmış gerçeklerden işkillenilmeye başlandı.Bunun üzerine tarih alanını
birbiriyle çelişen bir sürü teoriler ve kuruntular bürüdü.Bu teorileri ileri sürenler, yıllanmış
vekutsallaşmış tarihsel Helenizmin kaşkavalını kemirmeye yeltenen fındık sıçanlarına
benziyorlar şimdilik.Çünkü bunlar, gün görmüş saçlı sakallı Helenizmin otoritelerinden gocunuyorlar.Helenizmin başlangıcı sayılabilecek M.Ö. 1500 yıllarına doğru, Helenizmin
savunulması zorlaşınca, batı araştırmacıları İndo - Avrupalılıkta direnmeye koyuldular.
İnsanoğlu tarihi günümüze değin, insansal bir açıdan incelenmiş değildir.
İstihale sonucu günümüzün düşünür, konuşur insanı olan yaratıklar Orta Asyada bir
yerde üreyip,türemiştir.Göç zorunda kalınca,Akdenize doğru akmışlar ve başka soylarla
karışarak,Akdeniz çevresinde, başka yerde görülmeyen bir uygarlıklar kalabalığı yarat-
mışlardır.Bu uygarlıklarda şimdi bu soyun, sonra şu soyun etkisi büyük olmuştur.Bu
uygarlıkları inceleyenlerin çoğu batılı olduğu için,bunlar insanoğlu tarihini insansal değil,
Hırıstiyansal ve İndo - Avrupasal bir açıdan incelemişler ve tarihi hep kendilerine doğru
yontagelmişlerdir.Örneğin ; Türklerin ya da Türk soyu Türk diye anılmazdan önce, onların, Sümer uygarlığındaki payı büyüktü.Ama batılı tarihçiler Sümer uygarlığındaki
Türk etkisini pek üstünkörü geçerler.Batılılar bu dinsel ve ırksal şovenizmlerinin sonucu,
Helenlere ve son zamanlarda (Tevratın Hırıstiyan İncile bağlantısı dolayısıyla) Samilerin
Beni İsrail koluna karşı büyük sempati duymuşlardır.Bu duygular dolayısı ile,bir Batı - Doğu
zıtlığı peydahlanmıştır.Batı - Doğu zıtlığının kökü dinsel ve eskidir.
İnsanoğlu gelişmesinin kabaca üç aşaması sırasıyla ; 1- Büyü, 2- Din, 3- Akıl
aşamalarıdır. Çin ve Budha'sıyla Hindistan,Hellenistik devirde din aşamasına varmış ve orada durmuşlardır.Batı Akdeniz'in Roma çağında,Semitik (Sami) uluslar,din aşamasına vardılar ve bir iki bin yıl farkla Yahudi (Tevrat), Hırıstiyan (İncil ), İslam (Kuran ) dinleri
doğdu.Anadolu M.Ö. altıncı yüzyılda " akıl " aşamasına varmakla insanlığa önderlik etmiştir. Ama bu üç dinin,önceki " Büyü " aşaması ile kesin bir ayrıntısı yoktu.Bu aşamalar
az çok birbirine karışmıştır.Din aşamalarında büyü devrinin kalıntıları (Mitoloji) bulunur.
Bu üç dindede Ademle Havva efsanesine rastlanır.Ama "Tevrat" ' ın yani İsrail'in "Kutsal
Taşları " Hırıstiyanlıkta unutulmuştur. İslamlıkta akıl, Hırıstiyanlıktakinden üstün gelmiştir.
Büyü aşamasında Tanrı bolluğu insanlar arasında bir savaş nedeni olmamıştı. Ayrı bögesel
Tanrılara tapanlar,kendi bir veya birden fazla tanrılarını, " Git bizim filan feşmekan Tanrımıza tap,hemen bel ağrın iyi olur, ya da " Bizim Lut ve Cebellut Tanrımıza bir kurban kes,sana neler bağışlar,bir gör ", diye methederler.Övülen tanrılarda ,önceki tanrılara eklenir, ya da dert geçinceye kadar kiralanırdı.
Dinleri ilan edenler Moral (Etik ) duygunun dahileridir.Örneğin " On Emir " i ile Musa,
gene örneğin,taşlama ile öldürülecek bir suçlu kadını taşlıyacak olan kalabalığa, sesini
ta merhametinin özünden paralayıp ortaya fırlatırcasına " vicdanından emin olan ilk taşı atsın " diye bağıran bir İsa'nın sesinde, insan göğsüne seslenen insancıl bir asalet
vardır.Örneğin,kendi Kureyş halkına karşı dimdik ve yapayalnız direnip,Kabe de putları
göstererek " Bu putların suratlarına yağ sürün,sinekler yapışır,bunlara nasıl Tanrı diye
taparsınız?. . . . " diyen bir Hz Muhammet'te aklın namuslu ve dimdik çelik doğruluğu
vardır. Bunlar zamanlarında gerçek için savaşan ihtilalcilerdi.Nitekim tutucu çevreler
onları hemen öldürmeye kalkıştı.
Üç Sami (Semitik ) dininin öncüleri sonradan sömürge aracı oldular.Anadolunun özgür,rüzgarlı,neşeli uygarlığı,zehirlendi.Çünkü " Tevrat " dünyada ilk kez faşizmi,
rasizmi kurdu.Yehova,yani Tanrı,yalnız " Ben'i İsrail " i sevgili ırk olarak seçmişti.Öteki
insanların tanrısı değildi.Bu düpedüz ırkçılık değildi de neydi?. Hırıstiyanlığın insanlık taslayan sözleri,sonraki Hırıstiyanlarca çimen altında gizli sürünen yılan gibi sızan bir
ırkçılıkla zehirlendi.Haçlı seferleri ile patlak verdi. Haçlı seferlerinin tepkisi,İslamlıkta
düşmanlık duygularını doğurdu. Çin düşüncesinde,bir de Anadolu 'nun şenlik ve esenli-
ğinde ırkçılık yoktu.
Mekkede Kureyş kabilesi putlara tapan kabilelerden para alıyordu.Putlar para demekti.
Hz Muhammet ise " Bu putlar yalandır " demekle,kendisininde üyesi olduğu Kureyş
kabilesinin paracıklarına saldırıyordu. Onun için öldürmek istediler.Hazreti Muhammet Kureyşin gelirine dokunmamış olsa idi,hatta putlar şöyle iyidir,böyle iyidir diye onları
etkili bir şekilde övseydi,onu öldürmeye kalkışmazlardı.Aksine,sarayının birinden ötekine
Amerikan yapısı otomobilinin içinde mekik dokuyan günümüzün İbn Essuud'u gibi,Aramko'
dan yağlanır gibi Kureyşten yağlanır,binbir keyifle köleli bir hayat sürerdi.Bu günde her
yerde politikacının istediği kendisinin iktidar mevkiine getirilmesidir.Onuda ancak oy pusulaları sağlar.Oy pusulalarını toplayan politikacı,hiç oylarını verenleri kendi atına
bindirirmi?. O ,oyunu verenin sırtına biner.
İnsanların dinsel nefretle,birbirleri ile boğazlaşmalarından din kurucuları
sorumlu değildir.Din kurucuları öldükten sonra,Hırıstiyanlıkta üste gelen papazlar,
islamlıkta da yobazlar sorumludur. Nietzsche " Bir tek Hırıstiyan vardı, o da İsa idi haça
çaktılar " der. Yeni dine giren,yeni girdiği dine kendi kafasındakini aktarır. Nietzsche ;
" Bir tek Hırıstiyan vardı " sözleri ile , bir dine inandıklarını sananların,o dine değil, kendi
kafalarına göre o dinden anladıklarına ve kendi kafalarından o dine eklediklerine inanırlar
demek ister.Yani inandıklarını sandıkları, din kurucusunun kurduğu din değildir demek ister.Bir hikaye vardır. " Bütün akılları bir yere koyup istif ederler ;Herkes gidip beyendiği aklı seçip alsın derler.Herkes kendi aklını beğenip alır " . Softa ya da yobaz da din diye
kendi kafasını ortaya koyar. Sonra kendi kafasına uymayana kızıp,sanki Tanrı kendisi
imiş gibi,haddini bilmeyerek " kafir " der.Softanın samimi olanı ve olmayanı vardır. Samimi olmayanı hakkında söz söylemeye değmez. O .para için herkezi aldatan kişidir.Samimi
olanların çoğu da dini bir rutin merasimden ibaret sayarlar ve anlayışsızlıklarını bilgi
sayarak,şunu yapmayacaksın,bunu yapacaksın diye,buyruklara dururlar." Cehennem,
cehennem " diye bağnazlıklarından gelen hınçlarını insanlardan çıkarmakla "Sadistçe " bir sevinç duyarlar.Oysa Habeşiştan'a dini yaymak için giden Sahabilere Hazreti Muhammet
"Dini kolaylaştırın,güçleştirmeyin " demiştir. Müslüman nasıl olur ? diye soranlara da
" Amentü billahi ve summe estekam ".( Allaha inanır ve doğru insan olur ) demiştir.
Bir toplumda akıl hürriyeti baskı altında kalınca,toplumun genel zekasının seviyesi alçalır ve toplum geçmişin tarih mezarına gömülür.Yobaz veya softa, kul ile Tanrı arasına girmemeli.İslamlığın bir temel özelliği,onda öteki dinlerde olduğu gibi papaz olmamasıdır.
Papaz takımına " Klerik " denilir.Hırıstiyanlık,Yahudilik ve her dinde papaz olduğu için,
papaz olmanın,yani "Kler " olmanın karşıtı " Laik (Halk ) " sözü vardır.Bu söz dinsiz olmak
değil,papazı olmayan demektir. İslamlık zaten laikliktir.Çünkü papazı yoktur.Laik olmayan
müslüman,müslüman olamaz,çünkü papazlığı kabul ediyor demektir.
Bernard Shaw , "Batı bir din kabul edecek olursa, islah edilmiş bir islamlığı kabul etmelidir. Çünkü, onda papaz yoktur " der.
İslamiyette Cuma hutbesi, ancak özgür ülkesi uğrunda silah taşıyabilecek yaşta ve
güçte olanlar için farzdır.Hutbede günümüzdeki ekonomik durum bildirilecektir. Çünkü
insanların uydu (Hür olmayan - tutsak ) olup,olmaması ancak siyasi ve ekonomik durumun
bilinmesine bağlıdır.Bir başka toplumun uydusu olana Cuma namazı farz değildir.Bugün
Türkiyede Cuma namazı kılınıyorsa oda ulusal savaşta ülkenin bağımsızlığını sağlayan
Atatürk,gazilerimiz ve savaşta verdiğimiz şehitler sayesindedir.
Bizans'ın ilk ikiyüz yılında Bizans'ta Ermeni,Rum,Arap,Yahudi,Arnavut gibi
dalga dalga gelenler, ya da, ağır ağır sızan Frenk,Lombart,Gal,Kelt,Avar,Bulgar,Hungar,
Tatar ve Türkler hepsi,birbirleri ile evleniyorlardı.Bizans İmparatorluğu ,Avrupalı Türkleri
zaman zaman Asya Türklerine karşı kullanıyorlardı.Birinci Heraklius zamanında (627)
Bizans İmparatorluğu yıkılmak üzere idi.İran orduları Hüsrev komutasında başkent'e
kadar ilerlemişti,ve Kadıköy'ü ele geçirmişti.Avarlar ise Bizans duvarlarına saldırıyorlardı.
İmparator birinci Basil (867 - 887 ) "İncil" i Türkçeye çevirterek , Vardar kıyılarında
yerleşik Hırıstiyan Türklere okutturdu.
Değerli yazar aynı kitabında belgelere dayalı araştırma yazısında ; Anadolu
üzerinden Avrupaya geçişleri,göçleri detaylı şekilde anlatmaktadır.
İslavların " Polotsiy " , Yunanlıların " Kuman " adını verdikleri Türk akıncıları 11.yüzyılda
Tunayı aşarak Bizans topraklarına girdiler ve Makedonyaya yerleştiler.Buradaki
Kumanlar daha sonra " Vardarlı " adını aldılar.
M.S. 1060 lı yıllarda Bizans'a saldıran Peçenek Türkleri daha sonra Makedonya'ya
geçtiler.Oradan Selanik'e ve Teselya'ya akın ettiler.
Macarlar,Ural - Altay (Turan) kavimlerinin Ural dalındandırlar.Finlilere yakın,Türklerle de
akrabadırlar.Macarlar (Hunlar) ;içlerinde bir çok Türk boyuda olmak karışık olmak üzere
9.yüzyılda Macar ovasına gelip yerleşmişlerdir.Bu sıralarda Macarların başında bulunan Arpat hanedanı Türk'tü.Mete ve Atilla soyundan oldukları iddiasındaydılar.Arpatlar
sonradan Katolik oldular.Kendilerini Kral ilan ettiler. Avrupanın büyük devletlerinden
birini kurdular. Bir ara Altınordu Türk - Moğol İmparatorluğunun buyruğu altına girdiler.
Macaristan'da Türklere olan sevgi çok fazladır ve canlıdır.Türklere ataları gözü ile
bakarlar.Büyük Macar tarihçileri,tarihlerini eserleri ile,yeni nesillere çok güzel anlatmışlardır.
Alanlar,göçlerle birlikte Orta Asyadan çıkıp,Avrupaya geçen bir kavimdir.
M.Ö.1.yüzyılla ,M.S. 13.yüzyıllar arasında yaşamışlardır.
Alanlar,M.Ö.1. yüzyılın ortalarında,Sarmatların topraklarını işgal edip,Don nehri boyunca
yerleşmişlerdir.Orta Asyada kalanlar ise,Çin'in kuzeyinde ve Semerkant dolaylarında
yaşamaktaydılar.Alanların bazıları göçebe,bazıları yerleşikti.Buradan Alanların bir kısmınında Türkmenlerle karışmış olduğu görülüyor.Oğuz boyu olmasada Türk kökenleri
bellidir.Hunlar 375 yılında İdil nehrini geçtiler, Kafkasların Kuzeyinde yaşamakta olan
Alanları batıya sürdüler.Batıya sürülen Alanlar,sonradan Vandallarla birleştiler.Hep
birlikte o zamanlar Panonia adıyla anılan yere göç ettiler.Ponania; kuzeyde Tuna ile,
güneyde İlirya arasında kalan bölgedir. Bir sıra burada kaldıktan sonra,406 yılında yeniden harekete geçtiler.Vandallar ve süevlerle birleşerek,Ren nehrini aşıp,Galya'ya
girdiler.417 yılında Alanların beyi Addar, Vizigotların kralı Willia ile savaşa tutuştu.
Bu savaştan sonra Alanlar,Pirene sıradağlarını aşarak İspanyaya girdiler.429 yılındada
Vandallar ile birlikte Afrikaya geçtiler.
Kuzey Afrikaya gelen Alanlar,o sıralarda kurulan Vandal devletinde çok önemli bir rol
oynamışlardır.483 yılında Vandal kralının kendisini " Vandallar ve Alanların Kralı "
dedirtmeside bunu gösterir.Aynı takma adı,Bizans İmparatoru Jüstinianus da kullanmaktaydı.Batı Roma komutanı Aetius 451 yılında Atilla'ya karşı savaştığı sırada
Alanlar Aetius'un yanını tutuyorlardı.Zamanla Alanların bir kısmı yerli halk ile kaynaştı.
Hele Kuzey Afrikada,İberya yarımadasında yaşayan Alanlar,yerli halk ile iyice kaynaşıp eridiler.Kafkasya da kalan Alanlar ise,Moğol istilasından sınra yerlerini Yas’lara bıraktılar.
Bu olay Doğu –İslam kaynaklarında belirtilmiştir.Rusların Yasları,Gürcülerin Ovsileri aslında bu Alanlardır.Alanlar Alan dili konuşurlardı.Bu dil,Hind-Avrupa dil ailesine bağlı bir dil olan eski İrancanın Kuzey kolundandır.Ancak pek çok başka dillerin etkisi altında kalmıştır.Gotlar tarihinin yazarı Jordeş’e göre Alanlar;İskitlerin tersine,kısa saçlı,iri yapılı,beyaz tenliydiler.
İnsanların göç ettikleri,karışıp kaynaştıklarını görüntüleyen bu satırlardın sonra,daha önce sözünü ettiğim Genetik Bilimci Luca Cavalli-Sforza’yı konu eden “Posta Gazetesi 2.8.1995 Çarşamba” günkü sayısındaki yazıyı aynen almadan geçemeyeceğim.
IRKLARIN ŞAŞIRTICI BENZERLİĞİ
“ Gen bilim uzmanları Luca Cavalli-Sforza,Maolyo Menetti ve Alberto Piazza’nın kaleme aldıkları “İnsan genlerinin Tarihi ve Coğrafyası” adlı kitap,bu güne kadar öne sürülen bütün savları çürütüyorKitapta toplum genetiği konusunda elli yılı aşkın bir süre içinde gerçekleştirilen tüm araştırmaların bir bileşimi ve insanların Kromozon düzeyinde gösterdiği farklılıklar en geniş biçimde ele alınmış.Uzun yıllar süren çalışmaların sonunda hazırlanan yapıtta,insanın renk,boy gibi yüzeysel özellikleri bir kenara bırakıldığında,ırkların büyük bir benzerlik gösterdiği,bireyler arasındaki farklılıkların topluluklar arasındaki farklılıklara göre çok daha fazla olduğu ortaya çıkarılmış.Bireyler arasındaki farklılıklar öylesine çokki,ırk kavramı genetik düzeyde ele alındığında anlamsız bir nitelik kazanıyor.
“İnsan Genlerinin Tarihi ve Coğrafyası” adlı kitap,son zamanlarda ortaya atılan bilimsel aldatmacayı çürütmekten öte gidiyor.
Araştırmaya önderlik eden Cavalli-Sforza,meslektaşları ile birlikte çok uzun yıllar çalışarak,dünyanın ilk genetik atlasını oluşturmayı başarıyor.Yapıtın yaratıcıları,şu anda yeryüzünde yaşayan topluluklar arasındaki yakın benzerliklerden yola çıkarak ilk insanların dünya üzerindeki göç yollarını saptıyor ve evrensel aile ağacına ulaşıyor.Aile ağacının oluşturulması için gerekli olan malzeme insan kanından elde ediliyor.Antijenler,antikorlar ve kişinin genetik yapısını ortaya koyan proteinlerden yararlanarak,yaklaşık 2000 farklı topluluk içinden yüzbinlerce bireyin birer portresi oluşturuluyor.Araştırma gurupları,bulguların katıksız olması için,Avrupa’dan büyük göçlerin başladığı 1492 yılından bu yana aynı topraklarda yaşayan kitlelerden seçiliyor.
Araştırma için gerekli kanı elde etmek,bilim adamları için çok zor oluyor.Çünkü Afrikadaki ilkel topluluklar buna kesinlikle karşı çıkıyor.Ancak güçlüklere karşın tüm söylentileri yok edecek bilgiler elde ediliyor.Bunlardan bir tanesi de kitapta yer alan gen haritasında göz önüne serilmiş.Harita,daha önce aynı soydan geldiği ileri sürülen Afrika ve Avusturalya yerlilerinin deri rengi ve beden yapısı gibi yüzeysel özellikleri dışında genetik hiçbir benzerlik taşımadıklarını ortaya koyuyor.Avrupalı ve Afrikalı arasında gözle görülebilir farklılıklar yalnızca,insanların bir ana karadan ötekine yerleştiklerinde iklim uyumu sağlamak için geliştirdiği özelliklerden kaynaklanıyor.Harita ayrıca insanlığın tohumlarının Afrika’da atıldığını ve böylelikle ilk göçlerin başlama noktasının burası olduğu belirtiliyor.
Buna göre insanoğlunun aile ağacının ilk dalı,Afrika da yeşermiş oluyor.
Amerika ile ilgili yapılan araştırmaların sonucuna gelince,yerli kavimlere bakıldığında bunların tümünün kan kardeşi olmadığı görülüyor.Dil açısından yapılan sınıflamada,üç ana grubun genetik bakımdan farklı olduğu anlaşılıyor.Amerikanın büyük bir bölümüne egemen olan Amerindler’in yalnızca “ 0 “ kan grubuna bağlı oldukları,Alaska,Kanada ve Amerikanın Güneybatısında yerleşmiş olan Na-Dene 2 ler arasında A grubuna rastlandığı,yine Alaska ve Kanada’da yaşayan Eskimoların ise,dünyanın başka yerlerinde görülen özellikleri taşıdıkları görülüyor.”
Buradan önemli bir sonucun çıktığını görmek gerekir.Bilim verilerini yeterince toplamadan,bilimsel metodlarla değerleme sonucu bilim adına bile neticeler çıkarmak mümkün olsada;Her yanılmanın faturasını toplumun geneli ödüyor.
En son “ National Geografik Channel “ ın 2004 senesinde yayınlanan bir belgesel programında
Avrupa Kromagnum Homosepiyenslerinin (Tüm Avrupa Halkları) ,ilk kökleri Orta Asyada Özbeklere,Kazaklara dayandırıldı.Orta Asya halklarının akrabalarının Bering boğazından geçerek,Kuzey Amerika Yerlilerini oluşturdukları belgelendi.Tüm bu çalışmalar genetik bilime dayandırılarak,sonuçlandırıldı.
Bu sonuçlardan batılı ülke siyasilerinin bilgilerinin olmadığı düşünülemez.
Bunların zamanımızda Türk Uluslaşmasının karşısında güç oluşturma çabaları,feodal şartların yanında adeta,yapmacık bir oyun görüntüsü vermektedir.
Türkün oyunu ise; Tüm insanlık ile birlikte “Dünya Durdukça Varolma “ oyunudur.
Sahip olduğu bu irade “Genlerinde” kazılıdır.

8.4.2005

Faruk Ertunç



























Son güncelleme: 10.4.2005 | Sayfa Gösterimi: 14051

GAZETELER

Akşam
Bilgisayar
Cumhuriyet
Fanatik
Güneş
Hürriyet
Milliyet
Radikal
Resmi Gazete
Sabah
Star
Turkish Dailynews
Türkiye Gazetesi
Yeni Asır
Yenibinyıl

İsminiz:
E-mail:
Konu:
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodunu Göremiyorsanız Sayfayı Yenileyiniz...
Mesajınız  

 

ANA SAYFA >> TÜRKÜN KİMSEYE KÜSME LÜKSÜ YOKTUR (2)
 Telefon : 0.242.244 64 60  Cep Tel: 0.536.230 43 46
 E-Mail  : farukertunc@mynet.com

Site Haritası